Modern diş hekimliğinin amacı hastanın ağız bölgesinde normal konturları, fonksiyonu, rahatlığı, estetiği ve fonasyonu yani kısaca ağız sağlığını yeniden sağlamaktır. Dental implantlar ise bu amaca en iyi şekilde hizmet etmektedirler. Stomatognatik sistemde atrofi, hastalık veya hasar olsa dahi ideal bir restorasyonu yapılabilir kılmaları en önemli özellikleridir. Dental implantlar diş eksikliklerini gidermeye, ağız bölgesinde kayba uğrayan kısımları tamamlamaya yönelik, çene kemiği içine veya üzerine yerleştirilmiş, dişin yerini tutması amaçlanan yapılardır.
Diş hekimliğinde günümüze kadar birçok farklı tipte dental implant kullanılmıştır. Genel olarak dental implantlar üç ana grupta incelenmektedir:
- Subperiostal
- Transosteal
- Endosteal
Subperiosteal ve transosteal implantlar öncelikle tam dişsiz hastalarda protezi ağızda tutmak ve taşımak için tasarlanmıştır. Endosteal implantlar ise günümüzde artık rutin olarak kullanılabilen, adından da anlaşıldığı gibi cerrahi olarak alveolar ya da bazal kemiğin içine yerleştirilen, ister tek diş isterse birden fazla diş eksiği olan hastaların tedavisi için en yaygın olarak kullanılan dental implant şeklidir. Bunlar ayrıca blade formunda (plateform) ve kök formunda (silindirik) olmasına göre alt gruplara ayrılmaktadır. Blade implantları kesit olarak kama ya da dikdörtgen şeklindedir ve genellikle 2,5 mm genişliğinde, 8–15 mm derinliğinde ve 15–30 mm boyundadır. Kök formunda olanlar ise 3–5 mm çapında ve 7–20 mm uzunluğundadır, bazen yüzeyinde eksternal vida dişlileri bulunmaktadır. Blade implantlar çok sayıda hastada önemli bir başarı oranı sağlayan ilk dental implantlardır. Blade implantlar konusundaki çalışmalarda genellikle tek aşamalı sistemler kullanılmıştır, fakat başarı oranları güncel kök formundaki implantların altındadır. Blade implantlarda çok sayıda problemle karşılaşılmasının nedeni olarak; preparasyon yapılan kemik bölgesinde oluşan yüksek sıcaklık ve bu tip implantların hemen yük altında bırakılması gösterilmektedir. Bu iki uygulama sonucunda birçok blade implantta fibröz kapsül oluşumu farkedilmiştir.
Günümüzde dental implantların yaygın kullanımındaki temel felsefe osseointegrasyon kavramıdır. Osseointegrasyon ilk olarak 1940 yılında Bothe ve arkadaşları tarafından bildirilmesine rağmen, Branemark’ın 1952 yılında başladığı deneysel çalışmalarının sonucunda osseointegrasyon kavramı; ışık mikroskobunda yapılan büyütmeyle gözlenen implant yüzeyinde az miktarda canlı kemik dokusu varlığı ile tanımlanmıştır. Bu tanım 1985 yılında tekrar Branemark tarafından, yükleme altında canlı kemik dokusu ile implant yüzeyi arasında yapısal ve fonksiyonel direk bağlantı olarak genişletilmiştir.
Osseointegrasyon tanımı daha sonrasında Zarb ve Albrektsson tarafından; klinik açıdan alloplastik materyallerin kemik ile oluşturdukları asemptomatik rijit fiksasyon ve bu bağlantının fonksiyonel kuvvetler altında devamı olarak olarak tanımlanmıştır. Bunların dışında Schroder ve arkadaşları tarafından osseointegrasyon “fonksiyonel ankiloz” olarak tanımlanmıştır.
Dental implantların kullanımı ile yapılacak protezlere ihtiyacın artması şu sebeplere dayanmaktadır:
- Yaşlı nüfusunun uzayan yaşam süresi
- Yaşlanmaya bağlı diş kaybı görülmesi
- Sabit bölümlü protez tedavisine kıyasla tek diş implant uygulamalarının başarısı
- Tam dişsizliğin anatomik sonuçları
- Hareketli protezlerin performanslarının yetersizliği
- Hareketli bölümlü protez tedavisinin negatif etkileri
- Diş kaybının psikolojik sonuçları ve yaşlanmakta olan nüfusun ihtiyaçları
- İmplant destekli protezlerle elde edilen uzun süreli olumlu sonuçlar
- İmplant destekli protezlerin birçok avantajlarının bulunması